GÜNCEL YAZILAR

YKS (Yükseköğretim Kurumları Sınavı) iki bölümden oluşmaktadır. TYT (Temel Yeterlilik Testi) ve AYT (Alan Yeterlilik Testi) öğrencilerin hayallerindeki üniversiteye gidebilmeleri için girmeleri gereken sınavlardır. YKS’ de başarılı olmuş olan öğrenci yükseköğretim kurumlarında öğrenim görmeye hak kazanır.
Öğrencinin hedefi her zaman için elinden gelenin en iyisini başarmak olmalıdır. 

Televizyon ve bilgisayar günlük hayatımızın vazgeçilmez araçlarından biridir. Çocukların okuldan arta kalan zamanlarında en çok vakit ayırdığı etkinlikler arasındadır. Hayatımızda bu kadar çok yeri olan televizyon ve internetin hem olumlu hem de olumsuz etkileri oldukça fazladır.

   Aklımız ve irademiz bizi diğer canlılardan farklı kılan özelliklerimizdir. Bizim gelişmemizi, değişmemizi, farkındalığımızı, her koşula göre yaşama becerisi geliştirmemizi sağlayan mekanizmalarımızdır. Öyle ki bir gün öleceğimizi bilerek yaşamımızı sağlayan motivasyonda bir parça bu iki mekanizmadan aktarılmaktadır. Ancak bu iki mekanizmanın dışında çalışan birçok his ve sırlarla doluyuz. Hayatta her zaman çok farklı durumlarla karşı karşıya kalıyoruz. Bu durumlardan bir tanesi de ölüm hakikatidir.

   Ölüm bizim için varoluşumuzun mayasında bulunan önemli bir parçadır. İlk insan olan Hz. Adem’den bu yana ölüm teması sorgulanmış ve işlenmiştir. Bundan 100 yıl önce doğup şu an hayatta kalan insan sayısı çok çok azdır. Ve insanların ölüme olan bakış açıları ne olursa olsun bu hakikatle karşılaşmışlardır. Yaratılan her şeyin bir sonu olduğu gibi bizim de bir sonumuz olacaktır. Peki ölüme nasıl bakmalıyız? Bu ölüm psikolojisiyle yaşam psikolojimizi nasıl dengede tutabiliriz?      “Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır” dersiyle hareket etmek insana çok şey kazandıracaktır. Hayatta her duruma olumlu bakma, o durumdan ders çıkarabilme yetisi geliştirmek önceliklerimiz arasında olmalıdır.

  Her doğum gibi ölüm kavramını da yaşamımızın bir parçası olarak algılamak gerekmektedir. Tersi bir durum yani ölümden kaçmak, onu kabul etmemek kendi varlık bilincini eksik kavramsallaştırmamıza neden olacaktır.

 Yaşamın ve yaşamanın sırrını çözen insanoğlu ölümün de sırrını çözer. Yaratıcıya inanan ve onun yolunda giden insan artık bu yolda yalnız olmadığını, başına gelen her şeyin Yaratıcının takdiri ile olduğunu bilir. Yaratıcı ile bağlantısı güçlü olan insanlar ölüm hakikatine de doğru bakış açısı geliştirirler.

  Karşılaştığımız bir başka durumda; öğrencilerimizin yakın akrabalarının vefatları ardından neler yapacağımızı bazen şaşırıyoruz. Gerçekten zor bir durum. Bazen sözün bittiği durumlarla karşı karşıya geliyoruz. Bu durumla ilgili de birkaç önemli hususa değinmek istiyorum.

  Yakın akrabası vefat etmiş çocuklarımızın düşünce ve duygularını ifade edebilecekleri ortamlar hazırlanmalıdır. Hassas bir dönem olduğu için çocuğumuz zorlanmamalıdır. Ayrıca düşünce ve duyguları olduğu gibi kabul edilmelidir. Onu bu süreçte yargılamamak gerekir. Aksine zorlanmak yerine rahatlatılmaya ihtiyacı vardır.

  Ebeveyni vefat eden çocuğumuzun yakın akrabalarının, ona rol model olmaları gerekmektedir. Bu sürecin içinden koparılmadan paylaşımlar yapılmalıdır. Tabi ki bazen yetişkinlerde hislerini dışa vurmada kontrollerini kaybederler. Bu çok doğal bir durumdur. Belli ölçülerle beraber yas tutulmalı, beraber ağlanmalı, beraber hüzünlenmeli.

                                                                                                               Rehberlik Zümresi

   Öfke insani duygularımızdan sadece bir tanesidir. Heyecan, mutluluk, acı, endişe, sevinç, hüzün gibi.. Yani gayet sağlıklı bir duygudur. Fakat bizler öfkemizi kontrol etmekten ziyade bağırıp çağırmayı tercih ederiz. Karşımızdaki insan kim olursa olsun kolay kalp kırarak haklılığımızı savunmaya çalışırız. İnsani bir duygu olan öfkeyi kendi mecrasından başka bir şekilde kullanırız. Bu noktada öfke kontrol çalışmalarını her kişi nasıl yapabilir açıklamakta fayda var.

   Öfkede ki temel problem şuradan kaynaklanmaktadır. Başımıza her ne gelirse gelsin öfke kontrol edil(e)mediğinde saldırganlığa veyahut şiddete dönüşebilir. ‘’Öfke gelir göz kararır; öfke gider yüz kızarır’’ atasözü bu durumu çok güzel özetlemektedir. İnsanoğlu dünyaya geldiğinde öfkeli biri olarak var olmaz. Çevre, aile içi ilişkiler, arkadaşlar insanı öfkeli biri haline getirebilir. Şu unutulmamalıdır ki insan öfkelendiğinde çok kolay kalp kırabilir. Bu da, durumu içinden çıkılmaz bir hale getirir.

   Her yaş grubunda öfkeyi kontrolsüzlüğü gözlemlenmektedir. Fakat bu durum ergenlik dönemindeki gençler için zirvede yaşanmaktadır. Ergenlik dönemindeki bir genç ailesinde, okulunda, çevresinde hoşuna gitmeyen bir şey söylendiğinde veya istendiğinde genç bu durumu kendisine yapılmış büyük haksızlık görerek aşırı tepkiler verip sinirlenebilir ve saldırgan bir tavıra bürünebilir. Ebeveynler bu durumlarda çocuğuna bağırmak yerine onu dinlemeyi ve anlamayı tercih etmelidir. Tabi hepsinden önce çocuklara şu öğretilmelidir:

   Hayatta kendimizi için veyahut çevremiz için hayal ettiklerimiz gerçekleşmeyebilir. Var olmasını istediğimiz düzen ile var olan düzenimiz uyuşmayabilir. Bu hayal kırıklığı, ümitsizlik insanı içten içe mutsuz kılacaktır. Kişi kendini ve istediklerini ne kadar fazla ifade eder ve paylaşımlarda bulunursa ümitsizlikten ve mutsuzluktan o kadar fazla uzak duracaktır. Aksi takdirde insanın içinde biriktirdiği tüm duygular içten içe o kişiyi o kadar öfkeli hale getirecektir. Kısaca duygu paylaşımları ve kendimizi ifade edebilme öfke kontrolü adına öfke gelmeden öfkeyi engelleyen en önemli davranışlardan bir tanesi olacaktır.

   İkinci bir şık olarak öfkelendiğimizde bulunduğumuz ortamı değiştirmek, oturuyorsak ayağa kalkmak, ayaktaysak oturmak, elimizi yüzümüzü yıkamak, dışarı çıkmak, bir şeyler okumak insanı içinde bulunduğu öfkeli durumdan uzaklaştıracaktır.

   Üçüncü bir şık olarak da şunu söyleyebiliriz; burundan nefes alıp biraz bekleyip nefesi ağızdan verin. Bu şekilde 5 dakika kadar nefes alış verişi yapmak sizi gevşetecektir.

   Dördüncüsü ve bence en önemlisi her neye öfkeleniyorsak bir gözden geçirelim. Öfkelendiğimiz durumları muhtemelen zihnimizde olduğundan fazla olumsuz düşüncelerle besliyor olabiliriz. Şunu unutmayalım ki olumlu düşünce her zaman insanı güzelliklere sürükler. Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır düşüncesini belki de hayatımıza düstur edinmeliyiz.

  Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelerinize dönüşebilir.

  Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşebilir.

  Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşebilir.

  Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşebilir.

  Alışkanlıklarınıza dikkat edin; kaderinize dönüşebilir.

                                                               Gandi

   Son olarak öfke zamanla davranış haline gelebilir ki bu en kötüsüdür. Öfke diğer duygularımız gibi kontrol edilebilir bir duygudur. Bu duygu kontrolü kişinin elindedir. Kimse öfkelendiğinde mutlu olmaz. Mutlu olmak isteyen her birey öfkesini kontrol edebilmelidir.

                                                                                                          Rehber Öğretmen

                                                                                                            Büşra İBİŞOĞLU

Konuya başlamadan önce değinilmesi gereken önemli nokta; hayatınızı etkileyecek olan bir işte başarı elde etmek istiyorsanız biraz kendinizi zorlamanız gerekir. Kişisel gelişimin belli bir istikrar kazanması için bu şart. İnanın ki elde edeceğiniz şeyi kolaylıkla kazansak, kıymetini bilmezdik. Mevzu bir de “zaman” oldu mu iş daha da karmaşıklaşıyor

Her gün bize ikram edilen 24 saat var. Bu ikram edilen 24 saat yaptığımız eylemlerle ya 24 elmasa veya 24 kömüre dönebiliyor. Hocalarımızdan öğrendiklerimize göre Yaratıcımızın da bize soracağı ilk sorulardan biri “Zamanını nerede harcadın” olacak. Ve çoğu şeyin tekrarı olsa da bugünün, anın tekrarı yok

Rehberlik servisimizce hazırlanan zaman çizelgesi veya programlar size zamanın nerelere gittiğini gösteren değerli evraklar hükmünde. Zaman planlaması konusunda bir farkındalığımızın olmasının en önemli göstergesi hazırlanılan zaman çizelgeleridir.

Zaman planlamasının bize sağlayacağı faydalara da değinmek istiyorum.

  • Öncelikle işlerimizde öncelik sonralık sistemi geliştirmemize yol açacak. Önemli işlerimizin öncelikli yapılması mümkün olacak.
  • Zaman planlaması daha çok, yoğun ve yorgun bir yaşamdan, daha sistemli, daha akılcı ve daha sistemli bir yaşama ulaştıracak.
  • Yine çevremiz birçok zaman tuzağıyla çevrili. Zaman planlaması, bizi zaman tuzakları konusunda uyaracak.
  • Planlı yaşam, motivasyon ve başarı konusunda hızlı yol almamızı sağlayacaktır.
  • Zamanın göreceliliği kavramında gelişme göstermemiz ve aynı anda birkaç farklı işi yapmamız zaman planlamasıyla mümkün olabilir.
  • Bazen işleri yetiştirememekten ya da işleri unutmaktan şikayet ederiz. Zaman planlaması konusunda pratik yaşam becerisi kazananlar, en azından unutma konusunda problem yaşamazlar.

Görüldüğü gibi uygulanan zaman planlaması etkinlikleri, kişisel gelişimde bireye olumlu yansımaları olacaktır. Kişinin kendine olan güvenin artmasında, birtakım belirsizliklerle oluşan stresin ve kaygının azalmasında, dikkat becerilerinin gelişmesi konusunda olumlu katkısı olacaktır. Zamanı belirlediğimiz öncelikler doğrultusunda kullanmayı başardığımızda “zaman planlamasını” sağlayabiliriz. Yaptığımız görüşmelerde karşılaştığımız pişmanlıklar ve keşkeler en fazla “zaman” konusunda yaşanmaktadır. Zamanı şimdi etkin kullanın, yarın onu parayla bile satın alamazsınız.

Rehber Öğretmen

Küçük yaşlarda, çocuğa özel zaman ayırarak, onun ilgi düzeyi ve yaşına uygun öykü, masal kitaplarını okuyarak temeller atılabilir. Evde hem aile fertlerinin hem de çocukların ulaşabileceği bir yere farklı türde kitapları içeren bir kitap köşesi oluşturulabilir. Eğer evde sürekli televizyon seyredilip hiç kitap okunmuyorsa çocuklarında kitap okumasını beklemek gerçekçi olmaz.

  1. Çocukluk dönemi kişiliğin oluştuğu dönemdir
  2. Okuma, sağlıklı ve gelişmiş bir kişiliğin temel taşlarından birisidir.
  3. Ebeveyn ve öğretmen, çocuğa okuma alışkanlığı kazandırma ve geliştirmede doğrudan sorumlu kişilerdir.
  4. Okuma alışkanlığı, ancak çocukluk döneminde kazanılır. Bu dört noktanın bilincine varılması, çocukların okuma alışkanlığı kazanmasına etki eder. Genel olarak ebeveynin çocuğuna göstereceği ilgi ve vereceği destek çocukların bu gün ve gelecekte okuyan ve ne istediğini bilen bireyler olmasını sağlayacaktır.

OKUMAYI SEVDİRMENİN SİHİRLİ BİR YOLU YOKTUR.

Her şeyden önce aile büyükleri evde devamlı olarak kitap okuyor ve kitaptaki konuları veya kahramanları ailedeki diğer kişilerle paylaşıyorsa, bu ortamda yetişen çocuk, kitap okumaya ilgi duyar. Okuma, önce ailede başlar. Okuma bilmeyen çocuk bile kitabı eller, sayfaları açar, resimlere bakar, onlarla ilgili sorular sorar, âdeta yeme-içme gibi kitapla iç içe büyür. Kitap bir bilgi aktarma aracı olarak gösterilmemelidir. Kitabın eğlenceli ve sıcak yüzü ön plâna çıkarılmalıdır. Çocuk kitapla bir arkadaş niyetiyle tanışmalıdır. Çocuğun ilgisini çekecek kitaplar, genellikle resimli hikâyeler, romanlar, bilmece, bulmaca ve fıkra kitaplarıdır. Bu kitaplarla karşılaşan çocuk, onları oyuncak veya eğlence aracı olarak görür. Bu yakınlık çocuğu okumaya hazırlar. Çocuklarla birlikte kitap okunmalıdır. Kitap okurken ses tonu kahramanlara göre ayarlanmalı ve okumaya canlılık kazandırılmalıdır. Hep anne veya baba okursa, bu çocuğu sıkar. Bazen o okumalı anne-baba dinlemelidir. Bazı aileler uyku öncesi hikâye okumayı düzenli bir alışkanlık haline getirmişlerdir. Bu alışkanlık çoğu ailenin uygulayabileceği pratik bir metottur. Çocuk, kitap fuarları ve kitap satış merkezlerine de götürülmeli, burada kitapları inceleyebilmesi için yeterli zaman ayrılmalıdır. Tamamını olmasa bile, çocuk, ilgi duyduğu kitapları kendisi seçmeli ve kendisi almalıdır.

Netice olarak, uygun yollarla yaklaşılırsa her çocuk kitap okumayı sever. Ancak baskıyla çocuğa kitap okutulamaz. Okumayı sevdiremiyorsak, hiç olmazsa okumadan nefret ettirmeyelim.

DÜZENLİ DERS ÇALIŞMA ALIŞKANLIĞI NASIL KAZANDIRILIR?

  • Çocuğun ödevlerini yapabileceği fiziki mekânı hazırlayın. Bu çocuğa ait bağımsız bir oda olduğu gibi, ders çalışma köşesi de olabilir.
  • Ev ödevi için her gün aynı saatte ‘düzenli ödev saati’ oluşturmasını sağlayın. Okuldan eve geldiğinde, bir saat kadar dinlenme ve yemeğe zaman ayırın. Bunun on dakikasını, birlikte sohbet ederek geçirmeye çalışın. Çocuğun düzenli ödev yapma alışkanlığını geliştirmesine yardımcı olun.
  • Çocuğun yapmış olduğu çalışmayı kontrol edin. Zamanında tamamlanan ödevin ardından, birlikte yapmaktan hoşlandığınız ortak bir faaliyeti gerçekleştirin. (Satranç oynamak, film izlemek gibi)
  • Ödevle ilgili size yöneltilen soruları yanıtlayın ama çocuğunuzla birlikte masaya oturup ödevini baştan sona yapmayın. Birlikteliğiniz hem olumsuz bir alışkanlığın yerleşmesine hem de hoş olmayan gerilimlerin oluşmasına neden olabilir. Eğer çocuk ödevinin tümünü yapmakta zorlanıyorsa, o zaman ödevi küçük parçalara ayırın.
  • Çocuğunuzun ev ödevini değerlendirmek sizin göreviniz değildir. Sadece bir hata gördüğünüzde uyarın.
  • Çocuğun okula düzeltilmemiş haliyle ödevi götürmesine izin verin. Eğer siz çocuğu hep düzeltilmiş ödevle gönderirseniz, öğretmen çocuğu olduğundan daha farklı bir şekilde tanımış ve yanıltılmış olacaktır.
  • Belirli bir saate kadar ödevin bitirilmesi konusunda çocukla görüş biriliğine varın. İstisnalar dışında çocuğu, zaman sınırlamasına sadık kalması için uyarın. Gerektiğinde çocuk, tamamlanmamış ödeviyle okula giderek hesabını kendi başına vermelidir.
  • Ders çalışması ve ödev yapması konusunda ona baskı yapmayın. Önemli olan çocuğun ders çalışırken keyif alabilmesi, desteğiniz ve teşvikinizle yapabileceğinin en iyisini ortaya koyabilmesidir. Çocuğun sizden istediği, öğretmenlik değil, ev içinde ve dışında, karşılıklı keyif alabileceğiniz, ortak etkinliklerde buluşabilmektir(konser, resim galerisi gibi).
DİJLE BAYINDIR
İLKOKUL REHBER ÖĞRETMENİ

Öğrenciler eğitim hayatları boyunca yüzlerce sınava giriyorlar. Bu sınavların içeriğinde çeşitli duygu, düşünce ve davranış özellikleri gösteriyorlar. Stresli olmak da bu davranışlardan bir tanesi. Stresi genelde sıkıntılı davranışlar arasında olduğunu biliriz. Ancak belli bir düzeyde stres faydalıdır öğrenmeyi artırır.

Bunun yanında sınav öncesi olumlu düşünce gücünü kullanmayı başarabilenlerse zorluğu aşmayı başarabilmektedir. Karşılaştığımız durumların bizim için zorlukları var. Ancak biz bu zorlukları düşünce gücümüzle daha da zor yapıyoruz. Bu olumsuz etkilenme süreci şu şekilde gelişir. Sınavlardan başarısız olunabileceği düşüncesi başaramamak korkusuna dönüşür. Başaramama korkusu, kaygı düzeyini yükseltir. Kaygı düzeyinin yükselmesi beyinde stres hormonları salgılatır. Stres hormonları öğrenme yeteneğini düşürür. Böyle bir kısır döngü ile başarısızlık ihtimali yüksektir. Düşünceler endişeleri ve geriliminizi artırıyorsa; öğrenme yeteneğinizi azaltacaktır. O sebeple düşüncelerimizi de kontrol etmek gerekmektedir.

Sınavlara bakış açımızın da bir parça değişmesi gerekiyor. Sınavlar kişiliğin değerlendirilmesi değil; bilgi ve çalışmasının değerlendirilmesi olarak bilinmeli sınavlarda başarı veya başarısızlık bizi iyi veya kötü insan yapmaz. Sınavdan aldığımız notlar düşük gelmişse, o konuyla ilgili bilgi eksikliğimiz vardır demektir. Bu konuda eksikliğimizi tamamladığımızda sorunlarda bitecektir.

Çoğu öğrenci de sınav başarısının  birinci amaç olduğunu görüyoruz. Halbuki sınav başarısı amaçlarımızdan bir tanesi olmalı, sadece tek amacımız olmamalı. Ayrıca dönü öğrencilik geçmişimize baktığımızda başarılarımızın ne kadar çok olduğunu göreceğiz. Başarıları daha önce gerçekleştirenlerin yeni başarılar elde etmesi daha kolaydır. Şimdi çalışma zamanı demeliyiz kendi kendimize. Stres, kaygı ve panik halinden önce çalışma sistemini sorgulamak ve çalışma sürecine girişmek gerekir.


REHBER ÖĞRETMEN

Sınırlar, insanın uçsuz bucaksız doğasında, sağlıklı olarak kişiliğimizde yerini bulduğunda bizler için bir yol gösterici ve rehber niteliği taşır. Kişiye güven verir, içsel ve sosyal çatışmaları önler. Bireyi bencilliğinden kurtarır, bireyin kendisiyle ve çevresiyle barışık olmasını sağlar. Günümüzde modern yaşamın bizlere sunduğu iletişim, haberleşme vb. olumlu imkanlar, beraberinde olumsuzlukları (çocukla geçirilen zamanının kısıtlı oluşu, değerler çatışması vb) da getirmektedir. Örneğin, yaşadığımız toplum hızla değişmekte bununla paralel olarak ekonomik, sosyal, kültürel vb. alanlarda da baş döndürücü değişimler göze çarpmaktadır. Bu hızlı değişimde anneler babalar ve çocuklar arasındaki anlayış farkı da o denli büyümektedir. Bazı ebeveynler bu baş döndürücü değişim karşısında sistemi özümseyip değişime ayak uydururken, bazıları çocukları ile çatışma yaşamakta ve çocuklarının davranışları ile baş etmekte zorlanmaktadırlar. Bazı anneler babalar da adeta “sınırsızlığı bir sınır” gibi kabul etmekte ve çocuklarını bir boşluğun içine istemeyerek de olsa itmektedirler.

Neden Sınıra İhtiyaç Vardır?

Sınır, bir çocuğa özellikle ergenlik döneminde sevgiden, şefkatten, destekten, teşvikten ve sabırdan daha fazlasını verebilmek demektir. Ayrıca, bağımsız olmak demektir. Annelerin babaların çocuğunu benimsemesi, sevmesi, onun özelliklerini görmesi, onun büyüdüğüne ve geliştiğine saygı duyması ve onu kabul etmesi demektir. Her çocuk, önündeki kocaman ve yabancı bir dünyaya uyum sağlamak için belli ipuçları bekler, ne yapması gerektiğini bilen, bunu karşısındakine de bildiren anneler babalar arzular. Çocuklar ayrıca, çaresiz kaldığında ona yol gösterecek, tereddüt ettiğinde ona cesaret verecek, hedeflerine ulaştığında onu alkışlayacak ve yolunu şaşırdığında onu tutacak yetişkinlere ihtiyaç duyar ve tehlikeli bir durum olduğunda anne-babasının nedenini açıklayarak “hayır” veya “dur” demesini bekler. Temeli aileler tarafından atılan sınırlar çocuğa gelecekte bireysel ve toplumsal anlamda çok önemli beceriler de sağlar. Örneğin:

  1. Sınırlar sosyal olarak kabul edilen davranışları belirler. Hangi davranışlarım kabul edilir? Hangi davranışlarım kabul edilemez? konularında kararlar verirler.
  2. Sınırlar ilişkileri tanımlar. Benim haklarım nerede biter? Diğerlerinin hakları nerede başlar? Daha fazla ileri gidersem ne olur? Örneğin; Ailede kim çocuk, kim anne babadır? konularında deneyim elde ederler.
  3. Sınırlar güvenlik sağlar. Çocuklar ebeveynlerinden “anne- baba” olmalarını isterler. Kendine güvenli ana baba davranışı çocuğa güvenlik sağlar.

Sınır Nasıl Konmalıdır?

Sınır koymak, güçlü olan anne babanın kendi fikirlerini belirtmesi ve bunları çocuğa zorla kabul ettirmeye çalışması demek değildir. Sınırlar anne-baba ve çocukların karşılıklı bir anlaşma içerisinde işbirliği yapması anlamına gelir. Çocuğun yaşına, ihtiyaçlarına, alabileceği sorumluluğa göre sınırların belirlenmesinde fayda vardır. “Ne kadar sorumluluk, o kadar özgürlük” temel anlayış olmalıdır. Sınırlar konulurken dikkat edilecek noktalar aşağıdaki gibidir:

  1. Sıcak, şeffaf, ilgili ve tutarlı bir anne ve babanın varlığı en önemli şartlardan biridir. Çünkü çocukların kabul gördükleri ve sevildikleri ortamda kuralları kabul etmeleri daha kolaylaşır.
  2. Anneler babalar beklentilerinde ve ifadelerinde kararlı olurlarsa inandırıcı olabilirler. Koydukları sınırlarda sınır koymadan önce sınıra uyulmasının önemini çocuklara net ifade etmelidirler. Az ve amaca yönelik sınırlar koyulmalıdır.
  3. Sınırlar gerektiğinde değişebilir ve esnek olmalıdır. Çünkü devamlı değişen, gelişen koşullarda sizin kurallarınızın da değişmesi olasıdır.
  4.  Sınırlarınızın amacını unutmayın. Bazen çocuklar ne kadar ileri gidebileceklerini ve ebeveynlerin beklentilerinde ne kadar ciddi olduklarını da öğrenmek isterler. Bu nedenle konan bu sınırlar çocuklar tarafından deneme ve ihlal etmeleri de beraberinde getirecektir.
  5. Çocuklar için neleri yapmaya hazır olduğunuzu ve nelere hazır olmadığınızı önce kendiniz belirleyin. İnsanın kendini fark etmesi bazı davranışlarıyla baş etmesini kolaylaştırdığı gibi aile içindeki ilişkilerin idaresini de kolaylaştıracaktır.
  6. Uygun olmayan davranışların nedenini araştırın. Çünkü her davranışın arkasında bir ihtiyaç, bir amaç veya bir sorun olabilir. Tüm bunların yanında kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak onu anlamaya çalışın.
  7. Çocuklarınıza iyi bir model olun. Çünkü sizin genel duruşunuz ve davranışınız en iyi sınır belirleyicisidir.

Bütün bu sınırların uygulanabilir olması anne ve babanın ortak tutumu ile ilgilidir. Çocuğa etkili ve kaliteli zaman ayrıldığında çocuk hem öğrenecek hem de öğrendiklerini test etme imkanı bulacaktır.

Bir ergenin ağzından “sınırlar” konusunda ailelere tavsiyeler.

Londra’daki "Guy's Hospital"ın çocuk psikiyatrisi servisinde yatmakta olan 15 yaşındaki Kevin Hickey doktorlara göre ebeveynlerinin kendisini eğitememeleri sonucu bunalım geçirerek hastaneye düşmüştü. Yapılan zeka ve kültür testleri Kevin'in aslında son derece aklı başında bir çocuk olduğunu ortaya koyuyordu. Kevin bir gün hasta yatağında kağıdı kalemi eline aldı. Bulunduğu durumu, ebeveynleri ile ilişkilerini düşünerek yetişkinlere ve tüm eğiticilere hitaben öğütler yazdı. Küçük Kevin 'in yazdığı bu öğütlerden bazıları...

  • • Beni şımartmayın, aslında her istediğim şeyi elde edemeyeceğimi biliyorum, sadece sizi deniyorum.
  • Bana karşı kararlı davranmaktan çekinmeyin, bunu tercih ederim; bu, benim kendimi daha güvende hissetmemi sağlar.
  • Benim yanlışlarımı benimle uygun bir dille konuşarak kötü huylar edinmemi engelleyin, bunların erkenden ortaya çıkarılmasında ve önlenmesinde size güveniyorum.
  • Benim yanlışlarımı başkalarının önünde söylemeyin, benimle yalnız konuşursanız söylediklerinizi daha iyi anlarım.
  • Herhangi bir olayın sonucunda beni kurtarmayın, zor işlerden kaçmama fırsat vermeyin, aslında bana acı vereceğini düşündüğünüz bu yollarla öğrenirim.
  • Dürüstlüğümü fazla zorlamayın, kolayca korkup yalan söyleyebilirim.
  • Tutarsız olmayın; bu, benim kafamı iyice karıştırır ve size olan güvenimi sarsar.

Nasıl bir anne olduğunuzu biliyor musunuz? Hoşgörülü mü, mükemmeliyetçi mi, koruyucu ya da otoriter mi? Hiç kuşkusuz bütün anneler çocuklarının iyiliğini isterler ama bazen bilmeden onları olumsuz etkiledikleri de olur.

Genetik şifrelerimiz ve anne babamızın çocuklukta bize tutumları kişiliğimizi oluştururken, bizim kişiliğimiz de, çocuğumuzun kişiliğini etkiliyor. Kadın olmanın hiç kuşkusuz en muhteşem duygularından biri olan "annelik", kişiliğimizin belirgin özelliklerini de ortaya çıkarıyor. Kimi anne vardır çocuğunu aşırı korur, kimisi çok rahattır, kimisi mükemmel çocuk yetiştirme peşinde koşarken kimisi de aşırı hoşgörüsüyle dikkat çeker. Gelin bugün kendinize biraz ayna tutun, bakın bakalım siz nasıl bir annesiniz?

Aşırı Koruyucu Anneler

Anne olan her kadında var olan yavrusunu koruma içgüdüsü, aşırı koruyucu annelerde, sınırlarını aşmış boyuttadır. Onlar, çocuklarına her an kötü bir şey olacak duygusuyla yaşadıklarından, çocuklarını sürekli koruma halindedirler. Bu kaygıları kendilerini rahatsız ettiği gibi, çocuklarının da kişilik gelişimini kısıtlar. Terler, üşütür, hasta olur kaygısıyla çocuklarının özgürce oyun oynamasını engellerler, çocuklarının tek başlarına davranmalarına izin vermezler. Ergenlik döneminde de çocuklarını aşırı koruyup kollarlar. Kısacası çocuklarını hayata hazırlamaz ve çocuklarının hayata hazırlanmalarına da engel olurlar. Eğer aşırı koruyucu bir anneyseniz, bilin ki çocuğunuz özgüvenini yeterince geliştiremeyecektir. Korkak, ürkek, çekinik bir çocuk olacak ve bu, yetişkinliğine de yansıyacaktır. Kaygılarınızdan kurtulun.



Kişiliğiniz otoriter olabilir ama bunu çocuğunuza hiçbir zaman yansıtmayın. Çocuğunuz sizin yaklaşımlarınızı "baskı" olarak algılayacak, ya isyankar biri ya da pasif biri olup çıkacaktır. Sizin katı kurallarınız karşısında çocuğunuz ihtiyacı olan sevgiyi sizden yeterince alamayacaktır. Çocuğunuzla aranıza çok fazla kurallar koymamalısınız. Sınırlara evet ama baskıya hayır. Aman dikkat!



Mükemmeliyetçi Anneler

Zor bir kişilik özelliği, mükemmeliyetçi olmak. Mükemmeliyetçi anneler, çocuklarının da mükemmel olmasını isterler. En erken konuşan, en erken yürüyen, en erken okumayı öğrenen, sınıfın en başarılısı ve bunun gibi daha pek çok "en" onun çocuğunda olmalıdır. Bu anneler çocukları mükemmel olsun diye onları zorlarlar. Otoriter anneler gibi çocuklarını cezalandırmazlar ama çocuklarından beklentileri sonsuzdur. Unutmayalım ki kimse mükemmel değildir, siz mükemmel misiniz de, çocuğunuzdan bunu bekliyorsunuz? Çocuğunuzun ileriki yaşamında mutsuz ve sizin gibi beklentileri yüksek olmasını istemiyorsanız, bu özelliğinizi törpülemelisiniz.
Hayatta her durumun aşırısı nasıl zararlıysa, annelikte de bu böyle. Hoşgörünün bile aşırısı çocuğu olumsuz etkiler, örneğin doyumsuz bir çocuk olabilir.
Gelin siz dengeleri yeniden gözden geçirin. Kişiliğinizin hangi özelliği ya da özellikleri anneliğinizi olumsuz etkiliyorsa, bunu değiştirmeye özen gösterin. Çocuğunuzla her şeyden önce sevginizi ve mutluluğunuzu paylaşın.



Hangisini Tercih Edersiniz?

Dijle BAYINDIR
                      İlkokul Rehber Öğretmeni

Rehber Öğr. Tahir ÜNER

“Günde 15 dakika kitap okumak kadar insan zihnini geliştiren başka bir şey yoktur.” Montaigne’nin bu sözüne katılmayan yoktur. Bu durumu yaşam biçimi haline getirmeye çalışmak her kişinin hedefi olmalı.

Okuma sorununu çözümledikten sonra kaliteli ve hızlı okuma sürecine adım atmak gerekir. Okuma durumunu aşamayanların kaliteli ve hızlı okuma ile ilgili dertleneceklerini pek sanmıyorum. Hızlı okumanın tarihsel gelişimine de değinmek isterim. 2.Dünya savaşı sırasında hızla geçen uçakların kimliğini tespit etmek isteyen İngilizler Dr. Renshaw´un buluşlarıyla, şimdi ‘takistoskop’ denilen aleti geliştirdiler. Merceği saniyenin 25’te, 50’de ve 100’de biri hızla açılıp kapanan bu araçla, pilot ve gözcüler yetiştirildi. Amerika´da eğitimciler bu aracı, kelime seçmeyi hızlandırmada denediler ve böylelikle ‘Hızlı Okuma’ doğdu. 1950’li yıllarda, Amerika´da bu konuda kurslar düzenlenmeye başladı. Fransa ve İngiltere’de de okullarda ders olarak okutulmaya başlandı.

Hızlı okuma Türkiye’de 20-25 yıllık bir geçmişe sahiptir. Ülkemizdeki asıl problem okumamaktır. Okumayan insana hızlı oku diyemezsiniz. Yeterli miktarda niçin’i olmayan şeyler gelişemez. Okumak için insanların çeşitli amaçları olmalıdır. Bu duruma “DUR” diyebilmek için İzmir Koleji her gün birinci dersin ilk 15 dakikasını kitap okumaya ayırmaktadır. Hızlı okuma konusunda kendini geliştirmek isteyen bir kişi öncelikle işe okuma hızını belirleyerek başlamalıdır.

Okuma hızı = (Toplam Kelime Sayısı / Süre) x 60
şeklinde hesaplanır.

Ardından kişi çeşitli göz egzersizleriyle, hafıza geliştirme teknikleriyle, odaklanma ve görüş alanı geliştirme alıştırmalarıyla hızlı okuma kapasitesini arttırmaya çalışır. Odaklanmada hızlı okuma için gerekli önkoşullardandır. Odaklanma, bir konuya zihinsel olarak belli bir süre yoğunlaşabilmektir. Odaklanma süresi, kişiden kişiye değişe- bildiği gibi; aynı kişide konu ve yapılan işe göre de değişiklik gösterebilir. Genellikle kişinin sevdiği, merak ettiği, önemsediği ve başarıyla gerçekleştirebildiği işlere daha uzun süre odaklanabildiği bilinmektedir.

Hızlı okumada yapılması gereken temel davranış kalıpları mevcuttur. Okurken başı hareket ettirmeden gözlerin hareketini sağlamak bunlardan birincisidir. Okurken gözleri kısmamak görüş alanını daraltacağından gözlerin kısılmaması gerekmektedir. Diğer bir hızlı okuma davranış kalıbı ise okurken dış ses ve iç sesin kontrol altına alınmasıdır. Ortalama bir insanın konuşma hızı 150 kelime kadardır. Sesli okuduğumuz zaman kendimizi bu limite sınırlandırmış olur ve bu hızın üstüne çıkamayız. Yani konuşma hızımızla okuruz. Doğru bir eğitim sonucunda okuma hızımızı rahatlıkla dakikada 500 kelimeye çıkarabiliriz.

Göz, egzersizlerle, gitgide daha hızlı görmeyi öğrenebilir. Beyin, egzersizlerle geniş kelime gruplarını bir bakışta görmeyi öğrenebilir. Göz ve beyini koordineli olarak çalıştırabilirsek geniş bir görüş alanı açısı kazanmayı, olabildiğince hızlı bakmayı ve olabildiğince metin üzerinde hızlı ilerlemeyi başarabiliriz.

Yukarıdaki paragrafı okuyamayan yoktur. Harflerin yarısı gözükmese de beynimiz okuduğumuzu tamamlayarak doğru algılamamızı sağlar. Göz uyarıcıları beyne iletir. Beyin ise onları anlamlı hale getirir. Aşağıdaki 2 farklı göz hareketi vardır. Birinci harekette göz dört sıçramayla okuma işlemini bitirmiştir. İkinci harekette ise göz iki hareketle metni okumuştur. İlkini göre 2 katı hızla okuma işlemini bitirmesi kelime kelime okumamanın önemini göstermektedir.

Kelime kelime okumayla ilgili şu önerileri dikkate almanızı öneririm. Kelimeler için değil, düşünceler için okuyun. Gelecek satırlarda ne olacak diye tahminler yürütün. Eğer kelimelere veya iç/dış sesinize odaklanırsanız aklınız orada kalır. Kelime kelime okumak konuşma hızıyla ilerlemenizi sağlar. Halbuki insan konuşma hızından çok daha hızlı okuyabilir. Daha iyi anlamak daha hızlı okumayla ilintilidir.

Okuma faaliyeti ile odaklanma ve konsantrasyon arasındaki ilişkiyi gösteren yandaki tabloda beynimizi okuma eylemiyle ne kadar çok meşgul edersek anlama o denli artmaktadır. Bu tür okuma sonucunda kişinin anlama düzeyi artar.

Ölçme-Değerlendirme Uzm. Aslı ÖKSÜZ

Ergenlik döneminin zor geçmesinin nedenlerinden biri gencin bir yandan ""kendini bulma ve kendi olma"" savaşı verirken bir yandan da seçim yapmak zorunda olmasıdır. Bu dönemde arkadaş seçme- birçok hedef seçme-ilerde girilecek meslek alanını seçme gibi çok yönlü seçme zorunluluğu ortaya çıkar. Seçimlerin en zoru hedef seçmedir ve günümüz ergenlerinin en zorlandığı konu da budur. Pek çok gencin ya hedefi yoktur ya da sık sık hedef değiştirmekte, seçtiği hedefe güvenememektedir Hedef belirlemenin en önemli pratik faydası çalışmalarımızı anlamlı ve verimli bir hale getirilmesidir. Rastgele çalışmak yerine bu çalışmanın bir şey için gerekli ve değerli olduğunu bilerek çalışmak insanı daha fazla motive eder, daha fazla çalışmak için zemin hazırlar. Mutlu ve huzurlu bir hayatın en önemli özelliği anlamlı ve değerli çalışmalardır. Hedef koyarken ulaşılabilir ve motive edici olmasına dikkat etmelisiniz. Bu hedef sizi rahatlık bölgesinden çıkaracak kadar etkili olmalı ama başarma ümidinizi kıracak kadar ulaşılmaz olmamalıdır. Çıtayı koyduğunuz yeri çok iyi ayarlamanız gerekir. Ulaşılabilir ve motive edici bir hedef koyduğunuzda içinizde buna ulaşmak için büyük bir azim ve istek doğar. Hedef belirlemede iki aşama vardır; karar alma ve eylem. Karar alma aşamasında – gerçekten ne istiyorum? – ben bunu neden istiyorum? – bunun bedeli nedir? – bu bedeli ödemeye hazır mıyım? – bu bedeli ödemek için en uygun zaman nedir? Sorularını sormak vereceğiniz kararın eyleme geçmesini kolaylaştıracaktır. Eylem aşamasında aldığınız karar ne kadar doğru olursa olsun eyleme geçmeden sonuç alamazsınız. Kafasında yüzlerce proje olan ama bunların hiçbirini uygulayamayan biri olmaktansa aldığı her karardan sonra eyleme geçen bir kişi olmayı tercih edin.

Hedeflerinizi belirlerken:

  • Neden istediğinizi ve bunun sizin için ne anlama geldiğini belirlemiş olmanız.
  • Hedefinizin ulaşılabilir olması.
  • Hedeflerinizin başka insanlara bağlı olmaması.
  • Hedeflerinizin somut maddelere indirgenebilmesi (daha çok çalışmalıyım yerine hangi dersin hangi konusunu çalışacağınızı belirleme) Bu zor görünen tabloyu kontrol edilebilir bir hale getirir.

HEDEF BERLİRLEMENİN FAYDALARI

  1. Hedefler Bize, Şimdiki Zamanda Yaşama Gücü Verir. Başarılı öğrenciler, içinde bulundukları zamanı yaşar ve o zamanda çalışırlar. Bu tip öğrenciler asla vakitlerini boşa harcamazlar. Onların, hedeflerine ulaşmak için gereken gücü buldukları yer, içinde bulundukları zamandır.
  2. Hedef Sayesinde Zihnimiz Başarıya Odaklanır.Hedef belirleyip plan yapmak, içinde bulunduğunuz durumdan hedefinize nasıl ulaşacağınıza odaklaşmak, hedefe götürecek şeye konsantre olmak. Bunlar bazı öğrenciler için doğal ve kolay; bazılarına ise çok zor gelir. Eğer siz de başarılı olmak istiyorsanız hedef belirlemeyi ve bu hedefe konsantre olarak hareket etmeyi öğrenmelisiniz. Tabi ki bunu da aşama aşama yapmanız, hedefinize ulaşma adına size son derece faydalı olacaktır.
  3. Açık ve Net Bir Şekilde Tanımlamak, Kişiye Mücadele Etme Arzusu Verir. Bir öğrencinin istediği sonuca ulaşabilmesi için şu iki soruya açık ve net bir şekilde cevap vermesi gerekmektedir: Doğru bir hedef belirlemiş miyim? Hayatımı bu hedefe göre planlayabilmiş miyim?

DOĞRU BİR HEDEFİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

  1. Belirlediğiniz Hedef Somut Olmalı, Kelime ve Cümlelerle Rahatlıkla İfade Edilebilmelidir. Meselâ şöyle düşünebilirsiniz. Ben, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazanarak doktor olmak istiyorum.
  2. Hedefiniz Gerçekçi ve Ulaşılabilir Olmalıdır. Sayısal dersleri pek sevmediğiniz, sözel derslerde ise çok başarılı olduğunuzu var sayalım. Bununla birlikte şiir okumaya, hikâye ve öykü yazmaya oldukça meraklısınız. Bu durumda sizin doktor olmayı hedeflemeniz pek de uygun gözükmemektedir.
  3. Hedefleriniz Motive Edici ve Sizi Ders Çalışmaya Sevk edici olmalıdır. Bu durumu şöyle anlayabilirsiniz. Diyelim ki canınız sıkılıyor. Hiçbir şey yapmak istemiyorsunuz. Ders çalışmak şöyle dursun, kitabın kapağını dahi açmak içinizden gelmiyor. İşte tam bu esnada çalışma masanıza ya da çalışma odanızın duvarına kocaman harflerle yazarak yapıştırdığınız, hedeflerinizi görüyorsunuz. Bu durumda çalışma isteği duyuyorsanız o hedef sizin için motive edicidir.
  4. Hedefleriniz Beklentilerinize Uygun Olmalıdır. Çok ilginçtir ki, hedef belirleme konusunda neredeyse son söz öğrenciye düşmektedir. Öğrenciden önce, anne, baba, akrabalar ya da yakın çevre zaten öğrencinin mesleğini belirlemiştir. O hedefe ulaşacak sizsiniz. Bir ömür boyu o meslekle siz uğraşacaksınız. Mutlu ya da mutsuz olacak da yine sizsiniz. O halde ebette ki ailenizi dinleyeceksiniz, yakınlarınızın tecrübelerinden faydalanacaksınız, öğretmenlerinizin tavsiyelerine kulak vereceksiniz. Ama sonuçta kendinizi mutlu edecek, sizi başarıya götürecek bir meslek seçmelisiniz.

Saldırganlık, çocuğun genellikle kendi akranlarına ve başkalarına vurması, ısırması, tekmelemesi, eşyaları fırlatması ve tükürmesi gibi zarar vermeyi hedefleyen davranışlarda bulunmasıdır. Bu güdünün uyum ve davranış sorunu olarak ortaya çıkması ortada bir tehlike yokken kendiliğinden çocuğun bu davranışları göstermesiyle gerçekleşir. Önemli olan bu duygunun doğuştan tüm insanlarda olduğunun bilinmesi ancak kontrol altında tutulabilmesidir.

SALDIRGANLIĞIN NEDENLERİ

  • Saldırgan davranışların ebeveyn tarafından ödüllendirilmesi,
  • Çocuğun yetişkinlerden katı ceza, anlayışsızlık ve yetersiz sevgi görmesi,
  • Televizyon ve kitle iletişim araçlarının olumsuz etkisi,
  • Olumsuz anne-baba tutumları

SALDIRGANLIK KONUSUNDA AİLEYE ÖNERİLER

  • Çocuğa saldırganlık modeli olmayın.
  • Saldırgan davranışlara tolerans göstermeyin.
  • Saldırgan davranışları kesinlikle dayakla cezalandırmayın.
  • Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışmayın, sakinleşmesini bekleyin, daha sonra davranışı ile ilgili konuşun.
  • Çocuğunuzun sosyal olgunluğuna uygun çeşitli sorumluluklar verin, başarma duygusunu yaşamayı sağlayın.
  • Çocuk, saldırgan davranışlarıyla istediklerini elde edemeyeceğini görmeli ve yaşamalıdır.
  • Olumlu davranışı görüp pekiştirin, olumsuz davranışı görmezden gelin.
  • Çocuğunuzun dışarıda oynamasına izin verin. Bu onun gerilimini azaltmasına ve enerjisini boşaltmasına yardımcı olacaktır.
  • Saldırgan davranış diğer çocukların güvenliğini ciddi şekilde tehdit etmedikçe, davranışın üstünde durmayın.
  • Çocuğunuza şiddet içeren televizyon programları seyrettirmeyin.
  • Kızgınlıktan kurtulması için alternatifler bulun.

DUYULARI ÇALIŞTIRARAK DİKKAT GELİŞTİRME ETKİNLİĞ

  • Görme Alıştırmaları: Dünyamız bizim için binlerce görsel malzemeyle doludur. Bulunduğunuz mekanda etrafınızda bulunan cisimlere dikkatlice bakın ve onları birkaç dakika tek tek inceleyin. Resimleri ayrıntılarına vararak incelemek, resimdeki eksiklikleri, bulma, resmin bütününe uymayan cisimleri bulma(örneğin, kar yağan bir manzarada mayolu çocuklar) gibi faaliyetler dikkat toplamada etkilidir.
  • Koku Alıştırmaları: Duyularımızdan koku alma çalışmalarıyla da dikkat toplamamıza katkıda bulunabiliriz. Gözler kapatılır, odanın çeşitli yerlerine, nane, portakal, kahve, kekik, kolonya konur. Çocuk dolaştırılır hangi kokunun nerede olduğu bulunur.
  • Dokunma Alıştırmaları: Gözlerimizi devre dışı bırakıp sadece dokunma duygusuyla iş yapmakta dikkatte etkilidir. Gözler kapatılır, elle dokunulan nesnelerin neler olduğu bilinir.
  • Tat Alıştırmaları: Yine tat alma etkinlikleri de çocuklar üzerinde etkili faaliyetlerdendir. Anneler evde çocuklarıyla yeni tatlar üretmeye çalışabilirler. Gözler kapatılır, dilin üzerine konulan yiyeceklerin neler olduğu, tatları, acı, tatlı, ekşi tanınır.

MÜZİKLE DİKKAT GELİŞTİRME

Sesler ve müzik bizim en önemli uyarıcı kaynaklarımızdandır. Dikkatinizi etraftaki seslere yönlendirin ve bir süre dinleyin. Sesleri dinlerken etraftaki görüntülerin nasıl bulanıklaştığına dikkat edin.

Rehber Öğretmen Tahir ÜNER

  • Bir parçanın içindeki müzikte belli bir enstrümanın sesine dikkat toplanıp ve parça süresince sadece o dinlenir.
  • Yine dinlediğimiz müziğin sesi çok hafif işitinceye kadar yavaş yavaş kısılır.
  • Müzik kısılır, bir dakika süre ile sessizlik dinlenir. Bir dakikanın ne kadar uzun olduğu görülür.

GEVŞEME VE ODAKLANMA ETKİNLİKLERİ

  • Bilinçli olarak nefes almak odaklanmayı sağlamaktadır. Kaliteli nefes alma yollarının bilinmesi size önemli katkıda bulunacaktır.
  • Oturur en rahat şeklinizden, huzurluyum derken gözlerinizi sıkın derece derece arttırın. Ardından derece derece gözlerinizi gevşetin (Baş, kol, bacak, bilek vb uzuvlarla da aynı durumu tekrarlayın)
  • Ayna oyunuyla karşılıklı taklit yaparak dikkat toplama becerisi geliştirilebilir.
  • Zihinsel imajinasyon veya zihinsel canlandırma yöntemleri ile dikkat toplama beceresi artırılabilir. Gözler açık durumda sıkça gördüğümüz (veya görmediğimiz )ve zihnimizde kolayca canlandırabileceğimiz bir mekanı hayal edin. O mekanın tüm detaylarını gözünüzün önünde canlandırın. Ve zihinsel olarak o mekanda dolaşın.
  • Bir resmi alır o resim hakkında birlikte tartışmak (Bu resimde ne görüyorsun? Resim hoşuna gitti mi? Veya ne hoşuna gitmedi vb.) Analiz, sentez ve değerlendirmelerde bulunmak dikkati olumlu etkilemektedir.
  • Birbirine benzeyen iki resimde farklılığı bulma, labirent oyunları, puzzel yapma, su doku, bulmaca çözme, satranç oyunlarına yönelenlerin de dikkat toplama becerilerinin geliştiği görülmektedir.
  • Çeşitli şekillerin devamını boyama, sayıları birleştirerek resim oluşturma egzersizleri de dikkat toplama becerisine olumlu etkide bulunmaktadır.
  • Kitap okumak en iyi dikkat toplama etkinliği çalışmalarındandır. Günde 15 dakikalık kitap okuma zamanları dikkat gelişiminize olumlu etki yapacaktır.

Rehber Öğretmen

Ele avuca sığmıyor… Bu çocuk galiba hiperaktif..
Mİ? ACABA……

REHBER ÖĞR. DİJLE BAYINDIR
DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE
Çocukların bazılarında zaman zaman aşırı hareketlilik görülebilir. Aşırı hareketlilikle birlikte dikkat eksikliği, ataklık ve saldırganlık durumları gösteren çocuklarımız için hiperaktif denilebilir. Bu üç belirti her çocukta değişik oranda görülebilir. Çocuğunuza hiperaktif denilebilmesi için bu belirtilerin en azından altı aydır devam ediyor ve yedi yaşından önce başlaması, en az iki ortamda ( ev-okul) oluşması gerekmektedir. Aşırı hareketli olan bir çocuğun hemen hiperaktif olarak değerlendirilmemesi gerekir. Çocuk içinde bulunduğu gelişim döneminin verdiği aktiviteden dolayı aşırı hareketli olabilir. Özellikle okul öncesi ve ilköğretim çağındaki çocuklar yerlerinde duramazlar, meraklı, heyecanlı ve kıpır kıpırdırlar. Bu dönemde çocuklar sürekli kendini ispat etme ve yeniliklerin peşinde koşma hevesindedirler. Çocukların bu coşkusu biz anne babalar tarafından yanlış anlaşılır ve onları “ haylaz “, “yaramaz” diye nitelendiririz. Bu çocuklar aşırı hareketli oldukları durumlarda dikkatleri başka bir yere çekildiği zaman veya uyarıldıkları zaman bu uyarılara olumlu cevap verebilirler. Aşağıda, dikkat eksikliği ve hiperaktiflik konusunda ayrıntılı ve yararlı olabileceği düşünülen bazı bilgiler sunulmuştur.
Hiperaktivite bozukluğu denildiğinde hareket yeteneğinde, bilişsel işlevlerde, kişiler arası ilişkilerde ve ruhsal yapıda bozukluklar akla gelmelidir. Bu özellikleri de şu şekilde açıklayabiliriz:
Hareket Yeteneğindeki Bozukluklar
Bu durum, çocuğunuz yürümeye başladığı andan itibaren kendini gösterir. Kendi kendine giyinme, ayakkabılarını bağlama, düğmesini ilikleme gibi ince motor hareketlerinde geri oldukları, hep sakar ya da beceriksiz çocuklar olarak tanımlandıkları görülür.

Hemen her çeşit uyaranın peşinden koşarlar.  Aileler çocuklarının çok yaramaz olduklarından, durdan sustan anlamadıklarından, televizyondaki en sevdikleri çizgi filmi bile hareketsiz ve sürekli izleyemediklerinden, hiçbir oyuncak ile uzun süre oynayamadıklarından yakınırlar.

Hareketlilikleri zamanla iyice artarak okul döneminde belirginleşir. Bu çocukların hareketleri başkalarını rahatsız edici boyuttadır.
Yaramaz ve hareketli davranışları, kurallara uymayışları, diğer çocuklarla uyumlu ilişki kurmayıp daha çok ısırma, tükürme, tekme atma gibi zarar verici ve öfkeli davranışlara girmeleri, grup oyunları ve grup aktivitelerine katılmamaları ya da bozmaları ile dikkati çekerler.

Bilişsel İşlevlerde Bozukluklar
Zihinsel performansları normal olmasına karşın bu çocuklarda dikkat süresi kısadır.
Herhangi bir şeye yoğunlaşmakta güçlük çekerler.
Öğrenme güçlüğü ve okul başarısızlığı sıklıkla görülür.
Kendi başına karar veremez.
Yargılama bozulabilir
Kişiler Arası İlişkilerde Bozukluklar
İnsanlarla kısa sürede ilişki kurar fakat arkadaşlıklarını sürdüremezler.
Ne zaman normal davranacakları belli değildir. Örneğin, herhangi bir sebeple arkadaşına tükürür, saçını çeker veya vurur, arkadaşını rahatsız edecek davranışlarda bulunur. Bu yüzden de arkadaşlık ilişkiler bozuktur, arkadaşlığı sürdüremez.
Ruhsal Bozukluklar
Bu çocuklar çok çabuk heyecanlanırlar, ataktırlar, çabuk uyarılırlar.
Basit sebeplerle ağlamalar tutturmalar görülür.
Tehlikeyi sezinleyemedikleri için zarar görme olasılıkları yüksektir. Sürekli denetim altında tutulmalıdırlar ki kazaya uğramasınlar.

ÇOCUĞUNUZ NEDEN HİPERAKTİF VE DİKKATİ DAĞINIK?
Hiperaktivite bozukluğunun nedenleri henüz tam olarak bilinmemekle birlikte bir çok araştırmacıya göre merkezi sinir sisteminin bir bozukluğu sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bazı araştırmacılara göre de vitamin, mineral ve özellikle de kalsiyum eksikliği bu rahatsızlığa sebep olmaktadır. Yapılan araştırmalara göre hiperaktivite bozukluğu kız çocuklara nazaran erkek çocuklarda daha fazla görülür ve bu çocuklarda kalıtımsal yatkınlık gözlemlenmiştir.
DİKKAT EKSİKLİĞİ- HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU TANISINI KİM KOYAR?
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktif Bozukluğunun tanısı Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları kliniğinde uzman bir ekip ( Çocuk Psikiyatristi, Klinik Psikolog, Özel Eğitim Uzmanı ) tarafından konulur. Tanının konulabilmesi için çocuğun doğumundan bu güne bütün geçmiş öyküsü anne ve babadan alınır. Öğretmen değerlendirmesi istenir, okul başarısına ilişkin bilgi alınır. Zeka değerlendirmesi ve nörolojik muayenesi ( EEG tetkikini de içeren ) yapılır.

DİKKAT TOPLAMA EĞİTİMİNDE ANNE BABA – ÖĞRETMEN OLARAK NELER YAPMANIZ GEREKMEKTEDİR?
Bu davranış bozukluğunda tedavinin asıl amacı aşırı hareketlilik ve dikkat kusurlarını düzeltici etkinliklerdir. Ailenin tüm bireylerinin tedaviye katılmaları çok önemlidir. Aşırı hoşgörü ve aşırı disiplinden uzak, çocuğun gereksinimlerine yatkın, ilgili, sevecen ve tutarlı bir aile ortamı şarttır. Daha ileri boyutta bu çocuklara davranış tedavisi veya uygun görüldüğü taktirde ilaç tedavisi uygulanabilir. Okullarımızda da rehber öğretmenlerin bu çocukların durumları konusunda duyarlı olmaları, öğretmenlerle işbirliğine giderek bu çocukların ilgili birimlere gönderilmesini sağlamaları gerekmektedir. Hiperaktif çocukların kendilerine güven düzeyleri ve benlik saygıları düşük olduğundan öncelikle bu çocuklara değerli oldukları hissettirilmeli ve cesaretlendirilmelidirler. Ailelere ve öğretmenlere bu konuda çok iş düşmektedir.
Yapılabilecek Etkinliklerden Bazıları;
Bütün çalışmalarda olduğu gibi dikkat toplama çalışmalarında da sabır, güler yüzlülük, gergin olmayan bir ortam gereklidir. Çocuğunuza öyle bir ortam hazırlamalısınız ki, bu ortamda kendini rahat hissedebilsin, korkmasın ve başarısının ölçüleceği duygusunu yaşamasın. Çocuğunuzda okul korkusu varsa işe oyuncaklarla başlanmalıdır. Böylece çocuğunuz bazı alıştırmalar yaptığının farkında olmadan çalışır. Daha sonra derslerine çalışılabilir. Okula ait bir çalışma yapıldığında zaman sınırı önceden çocuğa verilebilir. Böylece çocuk ne kadar çalışacağını önceden bilir ve ne zaman ara vereceğini öğrenir, rahatlar. Örneğin, “Şimdi üç cümle yazalım, ondan sonra ara verelim.” Böyle bir durumda çocuğa yaptığı iş daha kolay gelir.

Çalışmalar 10-15 dakika olmalı ve hafta içine dağılmalı, en az sekiz hafta devam etmelidir. Çalışmaların kısa olması önemlidir. Böylece yorulma sıkılma ortaya çıkmaz. Her iki ya da üç günde bir yapılan etkinlikler tekrarlanmalı, etkinliklerde daha önce çalışılmış materyal üzerinde durulabilir; böylece çocuk başarma duygusunu yaşamış olur. Çocuğun dikkatinin dağılmasına neden olabilecek iç ve dış şartlar ortadan kaldırılmalıdır, çocuk isteyerek çalışmaya katılmalı, bu çalışmadan hoşlanmalıdır. Çalışmak için sakin bir ortam seçilmelidir. Çocuk aç olmamalı, annesinden ayrılma korkusu yaşamamalı, öğretmeninden korkmamalı, oynadığı bir oyundan çalışmak için kaldırılmamalıdır. Çocuk çalışırken herhangi bir şekilde çalışma yarım kesilmemelidir. Çünkü o, bu etkinliklerde aynı zamanda bir konu üzerinde devamlı çalışmayı da öğrenmelidir. Hatalarını kendi bulmalı ve bu hataları çözümlemek için yeni yollar denemelidir. Önce hafif, sonra orta zorlukta ödevler seçilmeli, daha sonra artan zorluklarda ödevler verilmelidir. Çocuk önceleri başarma duygusunu yaşamalıdır. Ödevler çocuğun yaşına göre çok kolay olmamalıdır. Çocuk yaptığı ödevlerde başarma duygusunu yaşayabilmelidir. Eğer çocuk yaptığı ödevde biraz zorlanır ve daha sonra bunu başarırsa diğer ödevleri yapmak için istek duyar. Eğer çalışmanın kendisi çocuk için bir ödül olmuyorsa çocuk bu şekilde ödüllendirilmelidir. Atılgan çocuklardan bir konuda düşünmelerini istiyorsak, başlangıçta birkaç saniye içinde cevaplandırabilecekleri sorular sormalı; bu konuda üzerinde uzunca bir zaman düşünmesi beklenmemelidir. Eğer uzunca bir süre düşünülecek bir soru sorulursa, çocuğun canı sıkılır, etrafla ilgilenmeye başlar ve başka oyuncaklarla oynar. Başlangıçta çocuğun ilgisini çeken ödevler verilmeli ve zamanla bekleme süresi uzatılmalıdır. Burada ona bekleme süresi için bir işaret teklif edilebilir. “Cevabını kırmızı ışık söndükten sonra verebilirsin” gibi ya da “Işık söndükten sonra bir süre cevabını vermekte gecikebilirsin” gibi. Çocuklara sorulara cevap vermede bekleme süresini nasıl kullanacakları öğretilebilir. Örneğin, “Bu zaman içinde her şeye tam olarak bakabilirsin.” Bu zaman içinde çocuk kendi kendine yapacağı iş üzerine konuşmayı ve kendini kuvvetlendirmeyi öğrenir. Özellikle küçük çocuklar yapacağı işi parmağı ile tekrarlayabilir.

2013 Ağustos ayında eğitim öğretime başlayan İzmir Koleji, Türkiye eğitim gündeminin en önemli başlıklarından yeni ortaöğretime geçiş sistemini en hızlı yorumlayan okullardan biri oldu. 2013-1014 yeni eğitim ve öğretim dönemimiz sistem değişimiyle başladı. Sistemin değişime uğramasının gerekçesi de var olan sistemi gelişimsel olarak dinamik ve esnek bir yapıya dönüştürmek olarak açıklandı. Özellikle başarı değerlendirmesini sürece yayma konusunda sistem amacına ulaşacak gibi gözüküyor.

Geçmiş sistemlerde rehberlik servislerince en sıkıntı yaşanılan durum sınav kaygısı oluyordu. Bu sistemle sınavla yaşanılan kaygı sürece yayılarak; yoğun bir sınav kaygısı sıkınt ısı yaşanmanın önüne geçiliyor. Yeni sistem ortaöğretime geçişi sınav odaklı olmaktan çıkarma amacını taşımakta. İzmir koleji rehberlik servisi de yeni ortaöğretime geçiş sistemi kon usunda kendini sürekli yenileyerek öğrenci ve velilerine en doğru bilgi akışını sağlayacaktır.Temel eğitimden ortaöğretime geçişteki yeni uygulamalara geçmek istiyorum. Bu sistemle öğren cilerin okullarında girmekte oldukları yazılı yoklamalardan bir tanesinin MEB

tarafından hazırlanarak yapılmasıdır. Öğrenci başarısının tek sınavla değil, geniş bir zaman dilimine yayılarak belirlenmesini sağlayan bu uygulama öğrencileri sınavın telafisini de sunmaktadır. Uygulama olarak merkezî ortak sınavların iki okul gününde yapılması planlanmaktadır.

Yapılacak ortak sınavların, sınav gününe kadar işlenen konuları kapsayacak olması, sınavların süresinin bir yazılı süresi kadar olması, yanlış cevapların doğru cevapları etkilememesi de (yanlış cevaplar doğru cevapları götürmeyecek) yeni sistemle karşımıza çıkmaktadır. Bu sınavlara öğrenciler kendi okullarında girebilmeleri

de yenilikler arasındadır Bu sistemle 6 temel dersten öğrenciler sınava tabi tutulacak. Bu dersler Fen ve Teknoloji, Matematik, Türkçe, T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük, Yabancı Dil, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi. Merkezi ortak sınavlara 2013-2014 eğitim öğretim yılında sadece 8.sınıfta uygulanacaktır. Öğrencilerimiz ilk dönem 6 ikinci dönem 6 toplam 12 sınava gireceklerdir.

Yeni sistemle SBS den farklı olarak merkezi ortak sınavlara giremeyen öğrencilere telafi imkânı sağlanması sistemin en önemli değişikliklerindendir. Merkezi sınavların yapıldığı günlerde geçerli bir mazereti sebebiyle sınava katılamayan öğrenciler, mazeretini belirten resmi belge veya velisinin izniyle, belirlenen tarihlerde mazeret sınavına girebileceklerdir.

Ortaöğretim kurumlarına yerleştirmeye esas puan, 6, 7 ve 8. sınıf yılsonu başarı puanlarının %30 u ile 8. sınıfta uygulanan merkezi ortak sınav puanlarının %70 inden oluşacaktır. 6 ve 7.sınıflarda bütün derslerin notları öğretmen tarafından verilecektir. 8.sınıfta, 6 temel dersten 3 yazılısı olanların 2. si, 2 yazılısı olanların 1. si merkezi yazılı olarak yapılacaktır. Geri kalan derslerin yazılılarının tamamı öğretmen tarafından yapılacaktır. Başarı puanı hesaplanırken bütün derslere ait yazılıların ve performans değerlendirmelerinin ortalaması alınarak öğrencinin o derse ait başarı notu belirlenecektir. 6, 7 ve 8.sınıfların yılsonu başarı puanı 300 üzerinden merkezi ortak sınavların puanı 700 üzerinden hesaplanacak, ortaöğretime yerleştirmeye esas puan ise bu ikisinin ortalaması alınarak 500 üzerinden hesaplanacaktır.

Yeni sistemle yazılı yoklamaların kazanımlarını da MEB sitesinde yayınladı. Çalışma takvimine göre konu ve kazanımların dağılımını gösteren çizelgelerin uygulanmasında birinci dönemde yapılacak ortak sınavda sorulacak soruların kapsamı, eğitim öğretim yılının başından birinci dönem ortak sınavın yapılacağı tarihe kadar olan konu ve kazanımlarla sınırlı olacaktır. İkinci dönemde yapılacak ortak sınavda sorulacak soruların kapsamı ise eğitim öğretim yılının başından ikinci dönem ortak sınavın yapılacağı tarihe kadar işlenecek olan tüm konular ile sınırlı kalacaktır.

Bütün bu gelişmelerin yanında lise yerleştirmelerinde, başka bir sınavın varlığı söz konusu değildir. 2014 eğitim öğretim yılında öğrencilerin puanları tamamen okulda gerçekleştirilen sınavlardan elde edilecek, bu puanlara göre ortaöğretim kurumlarına yerleştirme yapılacaktır. Ayrıca hiçbir ortaöğretim kurumu için ek bir sınav yapılmayacaktır. Anadolu Liseleri, Fen Liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri ve özel okullar da dahil olmak üzere sınavla öğrenci alan bütün okullar bu kapsamdadır.

Temel eğitimden ortaöğretime geçişteki yeni uygulamalardan bir tanesi de sıralamalarla ilgiliydi. Bu konuda da MEB ayrıntılı şekilde bu sorulara cevap verdi. Sınavlar neticesinde yapılacak değerlendirmeler Türkiye genelini kapsayacaktır. Ortaöğretime geçiş sisteminde alınan puanlar SBS de olduğu gibi ülke genelindeki okullara yerleştirmede kullanılacak, yerleştirme işlemi geçmişte olduğu gibi puan sıralamasına göre yapılacak. Örneğin; Osmaniye, Bartın veya Şırnak ilinde Ortaokulu bitiren ve ortak sınava giren bir öğrenci il sıralamasına göre değil ortaöğretime yerleştirmeye esas puanına göre tercih yaparak İzmir veya Erzurum ilinde bulunan bir Fen Lisesine yerleşebilecektir.


Özel İzmir Koleji
Psikolojik Danışma ve Rehberlik Birimi

Okul öncesi dönemi çocuğun yaşamında gelişim hızının yüksek olduğu ve çocuğun kişiliğinin biçimlendiği en önemli dönemdir. Okul öncesi dönem çocuğun kişiliğinin temel yapısının oluşması açısından ayrı bir yere sahiptir. Çocuğun yaşamındaki insanlar arası ilişkilerin düzeyi, tepkileri, düşünceleri, duyguları, korkuları, alışkanlıkları, olaylar karşısındaki tutumu, iyi veya kötü huylar edinmesi bu dönemde belirlenmektedir.

Bu yaş dönemindeki çocuklardan beklenen davranışlara bakalım:

1-2 YAŞ

  • Çevreyi keşfeder, dolapları, çekmeceleri açar kapar, eşyaları taşır.
  • Manipüle edebildiği her şeyle ilgilenir.
  • Günde 1 kez uzun bir öğle uykusuna yatar.
  • Kısa bir süre oyuncaklarıyla bırakılırsa kendi kendine oynar.
  • Tüm bedenini keşfetmeye çalışır.

2-3 YAŞ

  • Koşar, tırmanır, iter, çeker, zıplar çok aktiftir.
  • Bacakları çarpık görünür.
  • Elleriyle ve kaşıkla yiyebilir, bardaktan içebilir.
  • Elbiselerinin bazılarını çıkarabilir.
  • Cinsel organlarını keşfeder.
  • Daha az uyur, daha kolay uyanır.
  • Tekrarlanan günlük etkinliklere uyum sağlar ve bunlardan hoşlanır.
  • Her şeyi kendi kendine yapmak ister.
  • İnatçı ve kararsızdır. Sık sık fikir değiştirir.
  • Ani duygu değişimleri ve öfke nöbetleri gösterir.
  • Yetişkinleri taklit eder.
  • Yaşıtlarıyla birlikte oynayamaz.
  • Paylaşmayı, beklemeyi, vazgeçmeyi kolay beceremez.
  • Suyla oynamayı sever.
  • Tek sözcükler ve kısa cümleler kullanır.
  •  Devamlı hayır der. Olumsuzdur.
  • Konuşabildiğinden daha fazlasını anlar.

3-4 YAŞ

  • Koşar, zıplar ve tırmanır.
  • Kendi kendine yemek yiyebilir, fincandan içebilir.
  • Bazı şeyleri dökmeden taşıyabilir.
  • Kendinin soyunup giydirilmesine yardımcı olabilir.
  • Öğle uykusuna yatmayabilir fakat sessizce oynar.
  • Yetişkinlere cevap verebilir, onaylarını ister.
  • Onay görmediğini belirten ifadelere duyarlıdır.
  • İşbirliğine girer, basit işler için bir yere gönderildiğinde koşarak gider.
  • “Ben de” dönemidir. Her şeyin içinde yer almak ister.
  • Her şeyi merak eder.
  • Hayal gücü kuvvetlidir. Karanlıktan ve hayvanlardan korkabilir.
  • Hayali arkadaşları olabilir.
  • Konuşkandır. Genellikle kısa cümleler kurar.
  • Bekleyebilir ama sabrı azdır.
  • Oyuncakları sepete toplama gibi küçük sorumluluklar alabilir.
  • Kendi kendine gayet iyi oynar fakat grup oyunlarında problemlerle karşılaşılır.
  • Karşı cinsten ebeveyne yakınlıkduyar fakat zaman zaman değiştirebilir.
  • Kıskançtır. Özellikle yeni bir bebeğe tahammül edemez.
  • Suçluluk duyabilir.
  • Sürekli sızlanarak, ağlayarak ve sevgiyi garanti etmeye çalışarak duygusal açıdan güvensiz olduğunu gösterebilir.
  • Parmak emerek, tırnak yiyerek vb davranışlarla gerginliğini azaltmaya çalışabilir.
  • Kendini ifade etmeye çok açıktır.

4-5 YAŞ

  • Kilo almaya ve boyu uzamaya devam eder.
  • Hareketlerindeki koordinasyon artar.
  • Yeme, uyuma ve dışkılama alışkanlıkları düzenlidir.
  • Çok hareketlidir.
  • Bir şeylere başlar ama her zaman başladığını bitirmez.
  • Patron gibi davranır.
  • Diğer çocuklarla oynar fakat sürekli kendini savunur ve korur.
  • Kavgaları kısa sürer.
  • Büyük bir filozof gibi güzel konuşur.
  • Hikâyeler anlatır ve abartır.
  • Uygunsuz sözcükleri yerli yersiz kullanır.
  • Heceleri bir araya getirerek anlamsız sözcükler üretmekten hoşlanır.
  • Güler, kıkırdar.
  • Her şeyi ağırdan alır oyalanır.
  • Söylendiğinde elini yüzünü yıkar.
  • Nasıl ve Niçin soruları sorar.
  • Etkin bir hayal gücü vardır. Akranlarına bağımlılık gösterir.

PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK BİRİMİ

Her şeyden önce yapmamız gereken soruya yaklaşırken kendi mantığımızla değil sorunun mantığıyla hareket etmemiz gerekmektedir.Çünkü her sorunun kendine has özel bir mantığı vardır.

  • Öncelikle sorunun okunup anlaşılması daha sonra cevabın düşünülmesi gerekir. Kesinlikle soruyu okurken cevabı düşünmeyin. Her iki durumun birbirinden ayrılması gerekmektedir.
  • Soru içinde geçen ipuçlarından yararlanmayı bilin. Bunlar; altı çizili, koyu puntoyla yazılmış, "tırnak içinde," değildir, olamaz, her zaman, hiç bir zaman, bütün, zaman zaman, yoktur, vardır, birbirinden farklı, birbirine benzer, eşdeğer, birden fazla, ayrı ayrı, iç içe, yan yana , ikisi bir arada, ana düşünce , yan düşünce, benzer düşünce , asla, genellikle, çoğu, vb. ipuçlarıdır.
  • Soru hakkında fazla bilgiye sahip değilseniz şıklardan yararlanın. Şıkları tek tek değerlendirerek elemeye çalışın. İçlerinden doğru cevabı kestirmeye çalışın. Eğer çok çelişkide kalıyorsanız boş bırakmanız daha iyidir. Çünkü her yanlış cevap hem kendini hem de doğru cevaplarınızı götürmektedir.Bu da netlerinizin düşmesine neden olmaktadır. Unutmayın ki her soru, her net önemlidir. Bir net sizi en az 20 000 kişinin üstüne de çıkarabilir altına da düşürebilir.
  • Soruları okurken hızınızı kesecek olan dudak kıpırdatarak okumaktan uzak durun.
  • Ve her okuduğunuz kelimenin altını çizmeyin. Yapmanız gereken gözle okuma alışkanlığı kazanmanız ve okuma hızınızı arttırmanızdır.
  • Soruları okurken mutlaka kılavuz olarak kurşun kalem kullanın ve önemli ipuçlarının altını çiziniz. Öncelikle soru cümlesini okuyarak ne istiyorsa altını çizin ve aklınızdan geçirin. Sonra metin kısmını okuyarak soruda sizden istenen kelimelerin altını çizin. Daha sonra şıkları elemeye başlayın.

Uzun paragraf sorularını cevaplandırırken soru cümlesini okuduktan sonra paragraftan bir cümle okuyarak şıkları eleme yöntemini kullanın ve bunu paragraf bitene kadar devam ettirin.

ZAMAN YETMİYOR MU?
Testi iyi çözmek için sadece doğruları bilmek yeterli değildir. Verilen zaman dilimi içinde bu doğruları bulmanız gerekir. Bu nedenle her bir soruya ne kadar zaman harcamanız gerektiği baştan planlanmalıdır.

  • Çok sorulu testlerde "Turlu Soru Çözme Yöntemi" bilinen soruların çözümünü hızlandırır. Bilinmeyen sorularla zaman kaybını önler. Aynı zamanda zorluk derecesi biraz yüksek olan sorulara bakmayı ve bu sorular için daha fazla zaman kullanımını sağlar.
  • Zaman kazanmak için soru metni ve kökünü okumadan cevap şıklarına koşmak sizi yanılgılara düşürebilir.
  • Soruları okurken hızınızı kesecek davranışlar olabilir. Örneğin sesli okuma alışkanlığı, dudak kıpırdatarak okumaya çalışmak, okunan her ifadenin altını çizmek gibi. Hızlı okuma tekniklerini kullanmalı ve sınav öncesi okuma egzersizleri ile okuma hızınızı artırmalısınız.
  • Sınavda zaman kullanımını en fazla zora sokan bildiklerimiz ve bilmediklerimiz değil, biraz bildiğimiz ya da tereddüt ettiğimiz sorulardır. Bu nedenle soru ile inatlaşmak "bu soruyu çözmezsem ölürüm" mantığı bu testin sonunda hüsrana uğrama riskini artırır.

YA YANLIŞ KODLARSAM

  • Test çözümünde kodlama da önemli bir yer işgal eder. Soruyu kitapçık üzerinde çözmüş olmak o soruyla olan işinizin bittiği anlamına gelmez. Soruyu doğru çözmek kadar optik forma doğru kodlamak da önemlidir.
  • Kodlama her sorudan sonra yapılmalıdır. Bu asla bir zaman kaybı değildir. Çünkü Kodlama için geçen süre bir ölçüde dinlenme sürenizdir. Bu zaman dilimi içinde bir soru ile olan zihinsel bağınızın koparır, bir başka soruya geçmek için zamanın geldiğini düşünürsünüz. Bu bilinç dışı bir faaliyettir. Ayrıca sınavın ilerleyen diliminde boş bir cevap kağıdı görmek yerine dolu bir cevap kağıdı görmek kendinize olan güveni sağlamanıza yardım eder.
  • Zaman kazanacağım diye kodlamayı sona bırakmak sınav sonrası yorgunluk ve dikkat dağılmasının fazlalığı sebebiyle hatalı veya eksik kodlama riskini artırır, kaydırma yapmanıza yol açar. Her yıl %0,5 adayın kaydırma hataları nedeniyle mağdur olduğunu unutmayınız.